‘Dil Yaresi’ Category

Santim Santim İmralı

December 7th, 2009

Türkiye bugünlerde hücre ebadını tartışıyor. Hatta dövüşüyor o uğurda. Herkesin ağzında bir ‘17 santimetre’ lafı var. İmralı’daki hücre eskiden şu kadarmış şimdi şu olmuş. Aradaki farkı ifade ederken ilk ölçü de santimetrekare ikincisi de. Lakin farktan konuşurken herkes santimetre diyor. ‘Çok küçülmüş’ diye itiraz eden de, ‘yok canım neresi küçülme bunun diyen’ de…

17 santimetrekare alan ölçüsü olduğundan naşi karekökünü alıyoruz ve yaklaşık 4cm rakamına vasıl oluyoruz. Hücre dört santim küçülmüştür efendim.  Kamuoyuna saygıyla arz olunur.

TalkingTurkishNamesLogo

Ne demiş?

October 5th, 2009

Türkiye’nin tarihsel bir numara gazetesinden:

ABD Hazine Bakanı Timothy Geithner ABD açısından güçlü bir dolara sahip olmanın ve doların dünya bir dünya para birimi olarak rolünü korumanın çok önemli olduğunu söyledi… Geithner, ”ABD, kendi para birimine olan güveni korumak için neyin yapılmasına ihtiyaç varsa onu yerine getirecektir.” dedi.

Ha? (Huh?)

Ee, şef editörler patron gibi davranıp boş zamanlarında Ljubljana’ya U2 konseri izlemeye giderlerse, gazeteyi redakte (genç nesil için ‘edit’) edecek adam da kalmaz tabii. Tashih işi o kadar unutuldu ki şimdiki gazeteciler arasında kelimeyi bilmeyenlerin sayısı bir hayli yüksek.

Doğru cevap: “Ne gerekiyorsa yapacağız.”

IMF: Yol İstanbul’a

September 25th, 2009

Yol İstanbul’a

IMF – Dünya Bankası 2009 Yıllık Toplantıları

İymefe İstanbul’da toplantı yapası olmuş. Hadi bir de Türkçe site açalım demişler. Herhalde onlar birilerine demiş onlar da bir PR yahut tercüme şirketine paslamışlar işi. “The Road to Istanbul” ifadesinin “Yol İstanbul’a” şekilsizliğine dönüşmesi herhalde böyle olmuş.

Tuhaf bir modernizmi var bu yakışıksız söyleyişin.

The Road to Istanbul deyince gayet soyut bir şey canlanıyor zihinde. O “road” ki Roma devrinde de olabilir günümüz Türkiyesinde de…

“Yol İstanbul’a” deyince en az bir 50 sene sonrasına gitmek gerekiyor gibi. Dilin iyice bozulduğu, makina tercümesi ile yaşayan dilin yakınsadığı günlere…

Permalink

| Leave a comment  »

Spring Böreği yahut Sigara Rolls

September 25th, 2009

Türkçesi nedir bilmiyorum. Modern restoranlarımızda da “kiş” diye geçiyor. Kolaylık olsun diye yabancıların dediği şekliyle quiche diyelim. Misal: Mushroom quiche. Aslında düpedüz bir tür kalın pizza yahut börek diye bakılabilir kendisine. Kendisine dikkat etmeye çalışan adamın biri de gecenin bir saatinde kocaman bir “mantarlı börek” yemez. Olmaz yani. Nasıl oluyor da efektif olarak aynı kapıya çıkan yabancı börek “mushroom quiche” adını alınca daha bir olabilir, yenebilir oluyor?

 Eşyayı adlandırma kudreti büyük bir kudrettir, demişti birisi.

 ”Quiche” deyince başka “börek” bambaşka.

 Söz börekten açılmışken, şimdiye kadar bir kere bile lokantaya gidip sigara böreği istediğime şahit olmadım.

 Spring rolls ise yabancı yerlerde standart sipariş listemde nadide bir yere sahiptir.



See and download the full gallery on posterous

Resimlere baktıkça arada pek bir fark göremiyorum.

Permalink

| Leave a comment  »

Sezarya Germanika Vilayeti

September 25th, 2009

Elektronik fotoğraf çerçeveleri var ya… Onların yeni nesilleri Internet bağlantısı ile kendi çaplarında birer bilgisayar gibi çalışmaya başladılar. iGala diye bir tanesi var. Fotoğraf göstermekle kalmıyor, haber, hava durumu vb bilgilerini de Internet’ten bulup ekrana getiriyor. Bulunduğunuz yeri bilirse işini daha bir usturuplu yapıyor.

 FrameChannel diye bir web sitesi üzerinden ayarlanıyor.

 ”Mevkim İstanbul’dur” demek için seçeneklere baktğınızda ise şaşırmamak elde değil. Şekilde görüldüğü üzere.

Acep hangi Türkiye haritasında vilayet adları bu şekildedir ki?
 
Bu işe anlam yüklememek çok zor.
 
Ülkeler ve şehirlerini seçmek için kullanılan “pull-down menu” tanımları Internet kütüphanelerinde mevcut ve her biri de Türkiye’nin vilayetlerini hakkıyla doğru şekilde biliyor. Hatalar ufak tefektir.
 
Yukarıdaki menü hata olmaz. Tembellik neticesi olamaz. Çünkü emek istiyor.
 
Belli ki biri uğraşmış.
 
Bizden kaçmaz tabii.
 
Kürtlerin ekseriyette olduğu vilayetlerin liste harici tutulduğunu da milliyetçi damarı hassas kardeşlerimizin nazar-ı itibarlarına sunarız.

Permalink

| Leave a comment  »

Vnimanye Vnimanye: Kelimelerin Kokusu

September 25th, 2009

Meyvelerin aroması vardır. Kelimelerin ise rayihası.

Mangonun olgunu elbette Hindistan kokar. Hiç gitmeyen için egzotik, A Passage to India türü bir masal alemi gibi. Bilene ise karışık bir his verir: Tiksindirebilen detayların fonunda katiyetle kendine has bir lezzet kokusu.
Ama soyut kelimelerin rayihası bambaşka.
Mesela “achtung”, çağdaş Almanya’da yaşama tecrübesi olmayan biri için belki de İkinci Dünya Savaşı kokar. Barut, çamur ve bir de soğuk metal. Sten tabanca ve panzerin kokuları birbirine pek yakındır.
Berlin sokaklarında panzer hoparlörlerinden yükselen achtung’lar yerini vnimanye vnimanye anonslarına bıraktıklarında sanki şehrin kokusu da değişmiştir.
Reich kelimesinden yayılan tötonik modernliğin steril, mekanik, çok tertipli ve bir o kadar da sapkın eter-vari kokusu yerini Sovyet steplerinden katar katar cepheye taşınan fehle çocuklarının toz toprakla karışık, hafif 1920′lerden kalma mujik havasına bırakmıştır.
t34_103
внимание! внимание! muhtemelen 1944 yılı ve Büyük Vatan Muharebesi kokar o sebeple.
İlle de daha yakın dönemlerde kokusunu ararsak belki Kabil’in mistik ve merhametsiz vahşeti çarpar yüzünüze buram buram. Afghan başkentinin belediye meydanında yoldaşlara bilgi, asilere korku saçan, benzin, gres yağı ve bolca da kan kokan bir göçmendir vnimanye vnimanye.
Kültürel kapsama alanı Kanuni devri sınırları ötesine taşmaya başlamış 2009 Türkiyesinde ise -tezat o ki- modernlik kokar aynı ifade. Sadece İngilizce değil Türkçe anonsların bile tuhaf bir kelime haznesi ile yapıldığı İstanbul havaalanında nispeten düzgün bir Rusçasını duyduğunuz vnimanye vnimanye aslnda bol bol da duty free kokar.
Moskova, Odessa ve hatta Rostov-Don istikametine birbiri peşisıra uçaklar kanatlanır ve koca bir yüzyılı aşılmaz bir duvarın ters yakalarında geçirmiş milletler birbirine hiç de yabancı olmayan kokularıyla yeniden kucaklaşırken, bugün İstanbul’da vnimanye vnimanye belki de en çok hürriyet kokar.

Permalink

| Leave a comment  »

Turkcell’e taşınıyoruz

September 25th, 2009

Turkcell web sitesinin ana sayfasına güzel bir menü yapmışlar.

Kullanıcı neye ihtiyacı varsa bir tıkla sitenin ilgili kısmına gidiyor.
 
Ve anlaşılan hizmet kapsamı da epey geniş.

Türksel’e neyimi taşıyacağım? 

Numaramı.

“Taşıyacağım” fiiline en yakın nesne “numaramı” olduğuna göre demek ki başka şeylerimizi de Turkcell’e taşıyabiliyoruz. 

Evde epey lüzümsuz kitap ve evrak var. Taşısam alırlar mı acaba?
 
Bir numara olduğunu iddia eden muhtelif gazeteler bile bu vurgu işini iyiden iyiye boşladıktan sonra bir numaralı da olsa cep telefonu operatöründen kusursuzluk beklemek hiç de makul değil belki de. Ama, canım, o kadar selocan ne güne duruyor? Biraz da tashih işine baksalar ya…

Permalink

| Leave a comment  »

Süçr

September 25th, 2009

Dil sürçmelerini de kapsama alanına alabilir miyiz acaba?

İlk bakışta çok alakalı değil gibi görünüyor sürçmeler ama aslında beyin ile dil arasındaki bağlantının muazzam bir yansıması olarak görülebilirler pekala.

Her şey bir kenara, çok lezizdir dil sürçmeleri.

Bu, galiba BBC’den idi:

Lieutenant General birisinden bahsedecek spiker. Sabahın Türkiye’de 6′sı. Londra’da 4 olmalı.

Güzelim kelimenin dünyaya geldiği andı:

Lefgeneral.

Dil yaresi skandallara da neden olur bazen

September 24th, 2009
Başbakan’ın Amerika ziyareti sırasında güvenlikçiler itişmişler. Haber, özenle yazılmış. Taa son paragrafa kadar “Obama’nın Amerikalı korumaları ile Başbakan’ın Amerikalı korumaları” arasında problem yaşandığı vurgulanıyor. Bu vurgu bir şeylerin telafi çabası olsa herhalde derken tevekkeli öyleymiş noktasına geliyoruz hızlıca.

Gizli Servis’ten ‘dil problemi’ açıklaması:
Obama’yı korumakla görevli Gizli Servis ajanlarıyla Başbakan Erdoğan’ın Türk korumaları arasında da kısa bir gerilim yaşandı. Başbakanlık korumaları, Sheraton Otel’de Erdoğan’ın konuşma yapacağı salonu incelemek istedi. Ancak Gizli Servis ajanları Türk korumaların salona silahla girmesine izin vermedi. Bu sırada kısa bir gerginlik yaşandı. Bu olayın ardından Amerikan Gizli Servisi sözcülerinden Donavan, ABD basınına yaptığı açıklamada şunları kaydetti: “Yabancı bir diplomatik heyetin mensupları kafaları karışıp, Başkan Obama’nın otel çıkışında kullanması için hazırlanan çadıra girmeye kalktı. Sözlü uyarıları da anlamadılar ve fiziki olarak engelleme ile karşılaştılar. Her şeye rağmen bu davetsiz misafirler çadıra giremedi. Sadece başkanın limuzinine 3-4 metre kadar yaklaşabildiler. Yanlış bir zamanda geldiler. Olay dil anlaşılmazlığı yüzünden da kötü bir hale geldi.”

Dil anlaşmazlığı yüzünden daha da kötü bir hale gelen nice meselemiz vardır netekim.

Posted via web from dilyaresi’s posterous

GS Lakin Cimbom Değil

September 22nd, 2009

Gigabyte’ın neden cigabayt diye okunması gerektiğini hala çözememiş iken… Şimdi bir de g-s mevzuu çıktı. Bir değil, iki değil. Bütün Turkcell dükkanları (store yerine dükkan denildiğinde tüyler diken diken oluyor mu Turkcell Plaza’da?) sistemli bir şekilde aynı telaffuzu kullanıyor. 

“ay fon üç ge es” Nam-ı diğer iPhone 3 GS

Öncelikle “üç” için şükranlarımızı sunarız. O da “tri” yoluna gidebilirdi. “Ge” de tamam ama neden “se” yerine “es” diyoruz orası kapalı. Ge-se deyince Galatasaray’ı çağrıştırcağından mı? O zaman neden ci-es denilmez? Aynı Türksel değil midir cigabayt galatına milyonlarca dolarlık reklamla meşruiyet kazandıran? 

Posted via email from dilyaresi’s posterous