‘Dil Yaresi’ Category

Liberation of a piece of marble

April 24th, 2009
Türkiye’nin top sitesi… Dünyanın reisi… Sultan Abdülmecid’in kitabesi…

Kim yazar bu metinleri ve nasıl olur da kaçar editörlerden?

Kim yazar bu metinleri ve nasıl olur da kaçar editörlerden?

Burası Washington

January 23rd, 2009

Washington’da Türk gazeteci olmak nedense pek bir önemli. Sanki dünya başkentinin sokaklarını soluyunca insan, adam olacak. Heyhat adam olmak için değil Washington’da oturmak, çok fırın ekmek yemek gerek. Aksi halde bunca sene DC bölgesinden habercilik yapmaya rağmen çok basit hatalara düşmeye kılıf bulmak zor.

Esmer başkan yeni bir executive order imzalamış. “Guantanamo kapatıla,” demiş.

NTV’nin çok deneyimli ve çok hatalı Washington muhabiri Ümit Enginsoy gayet rahat bir şekilde tercüme etti:

İdari Emir

Güzel de yok böyle bir şey. İdari emir dediğiniz hem yanlış hem de bağırıyor yanlış olduğunu. Adam – Obama- aslında ferman söylemiş. Dilimizin itibarına biraz sahip çıkabilseydik bugün de ona ferman diyebilirdik. Elhak Özbekçe’de halen öyle deniyor Amerikan başkanlarının kararları için.

Önce executive kelimesini alalım. Bunun idari ile falan alakası yok. Tek bir anlamı var: “Başkana dair” demek.

Filhakika yazıya konu olan ifade de “Başkanlık kararnamesi” manasına geliyor.

“Ümit Enginsoy, NTV, Washington” şeklindeki sesli imzayı her seferinde tekrar etmektense bilgisayar dosyası yapıp yeni haberlere yapıştırmayı adet etmiş bir gazetecilik kültüründen tercüme hassasiyeti beklemek ne kadar yerinde o da tartışılır elbette.

İlber Ortaylı, Araplar, Farslar ve Türkler

November 27th, 2008

İlber Ortaylı hoca, tarihimizle barışmamız konusunda herhalde ileride hayırla yad edilecektir. Elbette bütün tezleri ile herkes hem fikir olmayabilir. Lakin, yaptığı işin değeri ulaştığı kitlede. Tarihimizi özellikle de Osmanlıyı öcü gibi gören bir kesime seslenebiliyor.

İlber hoca ve Murat Bardakçı’yı bir araya getirince Fatih Altaylı, seyredilesi bir Teke Tek çıktı ortaya.

Hoca ile gazetecinin üzerinde müttefik kaldığı bir konu vardı ki ciddi bir tarih hatası demekten başka çare yok.

“Biz İslamlığı acemden aldık,” deyip geçiverdiler.

Evet, Arapça ve Farsça çalışan pek çok Türk bu izlenime kapılır. Doğrudur, Arap dilindeki pek çok kavram Türkçe’ye Farsça üzerinden geçmiştir. Bugün Türkiye’de sokaktaki insanın dağarcığındaki İslam kültürünün köklerinde Farsça din literatürü vardır.

İşin linguistik kısmına bakacak olursak, mesela peygamber kelimesi Farsça’dır. Araplar resul yahut nebi derler. Evet, resul ve nebi Farsça ve Türkçe’de de geçerlidir ama evvel emirde peygamber kelimesi kullanılır. Peygamberler’e ve diğer din büyüklerine saygı amacı taşıyan “hazret” ifadesi de öyledir. Arapça’da mevcut değildir.

Din kültürünün temelini oluşturan Arapça harf ve kelimeleri de günlük hayatta Farsça’ya benzer şekilde telaffuz ederiz.

Ama bütün bunlar, insan tarih hocası da olsa, “İslamiyeti Acemden öğrendik” önermesinin yanlışlığını ortadan kaldırmaz.

İslamiyeti Acemden alanlara Şii, Rafızi yahut Caferi denir.

Anadolu halkının İslamiyeti öğrendiği en temel kaynaklardan biri Hint-İslam medeniyetidir. Onlar da pek çok kitaplarını Fars dilinde kaleme almışlardır. Çünkü onların döneminde Delhi’den Horasan’a, Hakkari’den Konya’ya kadar din, edebiyat, kültür ve medeniyet dili Farsça idi. Nitekim, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Mesnevi’yi Farsça kaleme almıştı.

Bugün İngilizce kitap yazmanın kimseyi İngiliz ya da Amerikalı yapmadığı gibi o dönemde de Farsça eser vermek Acemlik demek değildi.

Günümüz kültürünün geler-geçer niteliği ve 21. yüzyıl İstanbul gazetecilerinin cehaletinden dem vuran Bardakçı ve Ortaylı’nın bu kadar ulu orta konuşmaları garip kaçıyor gerçekten.

Briton’un Biri

November 27th, 2008

Bombay’da terörist saldırılar akabinde BBC’den mesaj geldi.

One Briton dead in Mumbai attack
One British national is among more than 100 people killed in attacks in the Indian city of Mumbai, the Foreign Office has confirmed.

BBC şu Internet ve mobil işlerini bir türlü rayına oturtamadı. Yoksa İngiltere dışına gitmezdi bu mesaj. Yüz kişi ölmüş, bunların biri İngilizmiş… Ama yazara ilginç gelen asıl başka şeyler var.

Bir defa, başlık… “One Briton” demişler. Bir adet İngiliz manasına. Acaba neden “A Briton” dememişler. “One Briton” çok nicel kaçmış. Herhalde sebebi şu: Onlar kaç İngiliz’in öldüğüne odaklanmışlar. Belki de “Bombay’da ölen İngilizlerin sayısı şu kadar” diyeceklerdi…

İkinci nokta daha bir enteresan. Başlıktaki “One Briton” haberin içinde “One British National” olmuş. Akla ilk gelen şu: Acaba İngiliz tabiyetinde olan o kişi Hint asıllı mıymış? Belki de öyledir. Belki de “İngiliz vatandaşı” olmakla “İngiliz” olunmuyordur.

Belki yazar hepsini yanlış yorumluyordur. Belki de şuur altlarımıza ilişkin bir şeyleri ucundan tutabilmiştir.

Tayfun Ertan’ın Sırrı

November 25th, 2008

Bankerler, batan milyonlar, bankerzedeler…

Haber, 2008 senesine ait ve Kolombiya mahreçli de olsa insanı bir anda alıp Kastelli dönemi Türkiye’sine götürecek cinstendi.

İnsana, Tayfun Ertan’a, Londra’dan yayın yaptığı günleri hatırlatmış olmalıydı. Sanki ses tonu bir 20 sene gençleşti, vurguları canlandı.

Türkiye radyolarının en emekli akşam programını yapıp sunan Tayfun Ertan…

Türkçesine söz yok.

Hemen hemen…

Bir problem, Kolombiyalı bankerlerden bahsederken “Sırra kadem bastılar” demesinde.

Sanki başka şeye kadem basmamışlar da sırra kadem basmışlar gibi.

Ya dili sürçtü ya da zihni.

Eh, yıllar geçtikçe gençleşmiyor insan tabii.

Bir de var ya zordur bu tür ifadeler. Vurguyu nereye kondursanız garip kaçar. Sırrı da kademi de bastıları da eş vurguda hatta azıcık da hafifçene geçmekten başka çare yoktur. Vurguyu ya anlamlı başka bir kelimeye oturtacaksınız ya da o cümlede entonasyon hevesinizi es geçeceksiniz. Aksi taktirde kademinizi olmadık bir yere basmış olabilirsiniz böyle.

Esmer Vatandaş

November 10th, 2008

Etimoloji güzel şey. Ufuk açıyor.

Türkiye’de birinden “esmer vatandaş” diye bahsedilse herhalde pek övücü bir ifade olmaz.

Obama başkan seçildi ya… Arap kanalları kendisinden “Senatör-ül esmer” diye bahsediyorlar. Herhalde “Siyahi senatör” diye tercüme edilse olur. Doğruculuk adına “Afrika asıllı” demeye çalışanlar var ama o ibare Amerikan İngilizce’sindeki oturmuşluğunu Arapça’ya aktaramıyor.. Tıpkı Türkçe’ye geçemediği gibi. Üstelik Obama’nın gerçekten Kenya yani Afrika asıllı olmasına rağmen.

Galler’de Bir Levha-yı Acibe

November 2nd, 2008

Bu haber çok tatlı.

Galler’de yol levhaları iki dilde, İngilizce ve Galce. Levhanın İngilizcesi güzel:

Kamyon giremez. Sadece sokak sakinlerinin girişine açıktır.

Anlaşılan Galcesini hazırlayan zat Galceden bihabermiş. Çünkü Galce satırlarda aynen şu yazıyor:

Şu anda ofis dışındayım. Tercüme edilecek metin varsa lütfen [email ile] gönderin.

Haberin kaynağı BBC. Site, Galce üzerine yakın devirde yaşanan başka örnekler de sıralamış:

- Cardiff yakınlarındaki bir yol levhasında “mesane iltihabına dikkat” gibi bir ifade varmış.
- Yine Cardiff’te bir levhanın İngilizcesi “Sağa Bak” derken Galcesi “Sola Bak” şeklindeymiş.

Haberin orijinali burada.

Hay başına Damaskus kadar taş düşmesin

October 22nd, 2008

Pilot beyler iki kelime İngilizceyi bir araya getiremezlerse TAV’ın anonsçu hanımlarından ne beklersiniz?

Türk Hava Yollarının filan sayılı seferi ile Damascus’a gidecek yolcuların çok acele filanca kapıya gitmeleri rica olunur. Türk Hava yolları Damascus yolcuları…

İngilizce anonstan da bahsetmiyoruz.

Edepten olacak, “Hayır hanfendi, o dediğiniz Damascus’ta kayısı..” diyemiyoruz.

Varsa bu işin bir yerde kaydı, kızıp da “Olmaz öyle şey” demeden önce 21 Ağustos 2008 gecesine bir bakıversin ilgilileri.

Kaydetmiyorlarsa da kaydetmeyi deneyip ara sıra da kalite kontrolünden geçirsinler.

Almanca’yı düzgün konuşuyor anonslar. Rusçalar da fena değil. İngilizce ise ben kendimi bildim bileli alarm veriyor.

Vnimanye, vnimanye…. Anonslar felaket.

Not: Libya’nın Trablusgarp şehrine de ne olur Tripoli demeyelim.

Burası THY: Kaptanınız, şey, konuşamıyor.

October 22nd, 2008

Ben de mi şans yok, yoksa kaptanlarda mı? Bunca yıldır anlaşılır İngilizce konuşan tek THY pilotuna rastlayamayışım nedendir?

Olacak şey değil. Dünyanın en hızlı büyüyen hava yollarından biri.

“Gudivnig leydiiz and centlmın. Yr kptn is spiking. Viyarnav aur kurizng altitude of törtitritavzund fit. Vi fılay bulgar airspace after hungari end avusturya. di tempurçur in ceniva is fifti selsiyus.”

Anlaşılmıyor kardeşim, ne dedikleri anlaşılmıyor. Bu adam kulelerle nasıl konuşuyor? Cidden?

Nasipse kaydedeceğim bir kaç tane de herkes dinlesin.

Hostesler ayrı alem. Torpille adam işe alacaksanız bile İngilizce bilenleri alın.

Drink? Drink?

diye geziniyordu bir tanesi. Tam cümle kuracak grameri yok elbette. Öbürü sanki daha bilgili:

“Landing. Upright position your seat.”

Fiil nerde? Öğretmemişler.

Allah aşkına… Bütün pilotlara ve hosteslere en temel ifadeleri öğretmek ne kadar zaman alır? Kaça mal olur?

Ülkenin imajını berbad eden bu problemin yok mu sahibi?

Kurallar

October 21st, 2008

Bir ne-ne konumuz var ki mutlaka detaya girmeli münasip bir vakitte. Neither-nor diye de hatırlayabiliriz.

İlk ne zaman başladı acaba frenk dillerindeki adeti Türkçe’ye hakim kılma gayreti? Hangimiz diyor, “Anne bu hafta sonu ne Ankara’ya ne İzmir’e gitmiyorum?”

(O soru işareti, Frenk dillerinin etkisiyle artık tırnağın içine gidiyor. O da zor mevzu. O kadar zor ki, George Orwell’in 1984′ünde milleti lüzumsuz detaylarla meşgul etme bakanlığı işte bu tür işlerle iştigal ediyordu bizzat.)

Benim bildiğim, bizde ya şöyle denir:

1. “Anne, bu hafta sonu Ankara’ya da İzmir’e de gitmiyorum.”

yahut

2. “Anne, bu hafta sonu ne Ankara’ya gidiyorum ne de İzmir’e..”

Ki bu ikinci ne-ne formatı Batı dillerindeki neither-nor yapısına uygundur. Ama yalnızca devrik cümle olarak kullanıldığında. Bir numaralı örnekte teşhir olunan alternatif ise sadece frankofon baş yazarların, Türkçesi zayıf Galatasaraylılar’ın ve İzmir Amerikan’dan direkt Los Angeles Bilmemne High’a giden delikanlıların tercihi olabilir.

Diyorum ya, bir Çetin Emeç olsa bunların hepsine haddini bildirirdi de… Ertuğrul Özkök’ün bu işlerle uğraşacak hali yok. Çünkü o gazetesindeki lisan hatalarını yahut tashih artıklarını namus meselesi yapacak nesilden değil.

Tabii Eşek Arısı vızıldar ama her daim kendinden yana şüphelidir. Mı acaba ile geçer ömrü. Haksız da sayılmaz. Çünkü bir gün değilse de öbüründe karşısına zor bir örnek çıkar. Şuna ne demeli?

“Siz bizi gözden mi çıkardınız?”

Aslında gramer olarak yanlış gibi görünüyor ilk bakışta. Çünkü suali soranın muradı şu değil:

“Siz bizi bir şeyden çıkardınız, o çıkardığınız şey göz mü?”

Alakası yok. Hepimizin anladığı gibi o soru, yani:

“Siz bizi gözden çıkardınız mı?”

Normal şartlar altında cümle içinde kullanıldığı yer itibariyle mi ekinin gördüğü fonksiyon tercih belirtmektir. Yani neyin nereden çıkarıldığını netleştirmektir. Burada ise sadece vurgu için orada duruyor. Durduğu yer doğru, başka yerde durma imkanı da yok elbette.

Elbette.

Mi acaba?